MAKİNE İHRACATÇILARI BİRLİĞİ'NİN (MAİB) YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEVDA KAYHAN YILMAZ, UZUN YILLARA DAYANAN ENGİN BİLGİ BİRİKİMİ VE SEKTÖREL TECRÜBESİYLE, TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNÜN KÜRESEL EKONOMİDEKİ DALGALI SEYİRDE TÜM DÜNYAYI KAPSAYACAK BİR ROTA ÇİZMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYOR VE "ÇEVRESEL NORMLARA TAM UYUM SAĞLAYAN, DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ TAMAMLAMIŞ VE YÜKSEK MÜHENDİSLİK KAPASİTESİYLE ÇÖZÜM SUNAN BİR STRATEJİK PARTNER VİZYONUYLA HAREKET ETMELİYİZ." DİYOR.

Geçtiğimiz ay yapılan MAİB Genel Kurulunda Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Kutlu Karavelioğlu'ndan devralan Sevda Kayhan Yılmaz, günümüzde enerji, lojistik ve güvenlik krizleriyle çevrilmiş küresel ticarette Türkiye'nin "güvenilir liman ve güvenilir ortak" olduğunu tüm dünyaya göstermeyi amaçladıklarını ifade ediyor. Bu nedenle küresel sanayinin kalbinin attığı her noktada bizzat sahada bulunmak zorunda olduğumuzun altını çizen Sevda Kayhan Yılmaz, "Farklı kıtalara yayılan yoğun fuar ve ticaret heyeti maratonumuzun tek bir amacı var, o da Türk makinesinin güvenilir ve esnek çözüm ortağı kimliğini tüm dünyaya tescillemek. Hem Batı'nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık kurallarına uyum sağlayan hem de Doğu'nun üretim avantajlarıyla rekabet edebilen bir ülke olduğumuzu anlatabilmek... Bu zorlu denklemde her kapıyı çalıyoruz çünkü bu devirde sadece kaliteli üretmenin yetmediğini, güven duyulan partner olduğumuzu dünyanın her yerinde göstermemiz gerektiğini biliyoruz" sözlerini kullanıyor. Sevda Kayhan Yılmaz ile MAİB'in yeni seyir rotasını, bu yolculuktaki stratejilerini ve makine sektörünün önümüzdeki dönem beklentilerini konuştuk.
MAKİNE İHRACATÇILARI BİRLİĞİ'NİN YENİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI OLARAK SİZİ KISACA TANIYABİLİR MİYİZ?
Hidrolik silindir alanında, 75 yılı geride bırakan aile şirketimizde makine sektörünün mutfağında, üretimin tozunu yutarak yetiştim. Sektör örgütlerimizin hemen her kademesinde görev ve sorumluluk alarak tecrübe kazandım. Bu yolculuk kişisel bir kariyer hikayesi değil, makine sektörümüzün on yıllara dayanan kurumsal kültürünün bir parçası oldu. Bizim sektörümüz, on yılları geride bırakan şirketleri kuranların ufkundan miras aldığımız çok güçlü bir ekol üzerine kuruludur. MAİB Yönetim Kurulu Başkanı olarak bu görevi üstlenmemi, bugün bizi dünya ligine taşıyan ortak aklın bir devamı olarak görüyorum. Yönetim Kurulundaki arkadaşlarımız ve tüm sektör paydaşlarımızla beraber, bu mirası ve Türk makinesinin dünyadaki konumunu daha da ileriye taşımak istiyorum.
MAİB'İN TÜRKİYE MAKİNE İMALAT SEKTÖRLERİ AÇISINDAN ÖNEMİNİ SİZİN CÜMLELERİNİZLE DİNLEYEBİLİR MİYİZ?
Makine İhracatçıları Birliği, makine sektörümüzün hem dünyadaki sesi hem de Türkiye'deki gelişiminin rehberidir. Geçmişte Makine Tanıtım Grubu (MTG) döneminde, Türkiye sanayisinde gerçekten ses getiren, hafızalarda yer eden, önemli işlere imza attık. Maalesef MTG'nin kapatılmasıyla sektörümüz önemli bir tanıtım kaynağını yitirdi ancak biz bu vizyonu "Türkiye'nin Makinecileri- Turkish Machinery" markasıyla daha ileri taşıdık. Şu an temel görevimiz, dünya genelinde sektörümüzün itibarını ve bilinirliğini en üst seviyeye çıkarmak; yurt içinde de sektörün gelişimine yön veren stratejik bir bilgi kaynağı ve referans noktası olmaya devam etmektir.

TÜRKİYE MAKİNE SANAYİSİNİN 2025 YILI PERFORMANSINI NASIL DEĞERLENDİRİRSİNİZ? 2026'YA İLİŞKİN BEKLENTİLERİNİZ NEDİR?
2025 yılı, içeride ve dışarıdaki gelişmelere bağlı olarak bizim için bir dayanıklılık testi gibiydi. Biz bu testi 28,7 milyar dolarlık tarihi bir ihracat rekoruyla geçtik, küresel talepteki dalgalanmalara rağmen yüzde 1,9'luk bir büyüme yakaladık. Fakat en önemli husus, tonaj bazında yüzde 6,3 daralma yaşanırken kilogram başı birim fiyatımızı 8,1 dolara çekmeyi başarmış olmamızdı. Bu, "daha çok değil, daha akıllı ve daha değerli satıyoruz" demektir. 2026 yılına dair büyük beklentimiz ise Orta Doğu'daki çatışma ortamının yarattığı enerji ve lojistik gibi ek maliyetlerin bir an önce dengeye gelmesi... Bu zorlu sürecin atlatılmasından sonra küresel pazarda artacak canlılık ortamında, Türkiye'nin operasyonel sürekliliğinin ve güvenilir bir teknoloji partneri olmasının kıymeti çok daha iyi anlaşılacaktır. Dünyadaki belirsizlik ikliminde güven unsuru fiyattan daha belirleyici bir parametre haline geldi. Biz de bu güveni temsil etmeye devam edeceğiz.

SİZİN LİDERLİĞİNİZDE ODAKLANACAĞINIZ SORUN BAŞLIKLARI NELER OLACAK?
Sektörümüzün sorunlarını birbirinden bağımsız başlıklar olarak görmek yanılgı olur. Çünkü her sorun ve baskı, rekabet gücümüzü doğrudan etkileyen bir bütünün parçasıdır. Örneğin, yatırım ortamını iyileştirip finansmana erişimi kolaylaştıramadığınız bir noktada, sanayicinizden yenilikçi yatırımlar bekleyemezsiniz. Benzer şekilde, sanayi gelirlerinin üretim maliyetleri karşısında erimesine yol açan bir kur rejimiyle kârlılığınızı da üretim kapasitenizi de koruyamazsınız. Yaşanan finansal daralmaya bir de iç pazardaki dalgalanmaları ve Uzak Doğu menşeli ürünlerin yarattığı haksız rekabet baskısını eklediğinizde, yerli üreticinin teknolojik kasları zayıflamaya başlar. Sanayicinin omuzlarındaki yük sürekli artarken, topyekün çözüm önerileri üretmek istiyoruz. Sahadan topladığımız anlık verileri kullanarak; finansmandan dış ticaret rejimine kadar her alanda Türk makine sanayisinin rekabetçi yapısını güçlendirmek istiyoruz.
MAİB'İN YURT DIŞI LOBİ VE TANITIM FAALİYETLERİ İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ?
Güvenlik kaygılarıyla örülen gümrük ve teknoloji duvarlarıyla dünya bugün tam bir labirente dönüşmüş durumda. Biz bu karmaşık tabloda yönümüzü, küresel sanayinin kalbinin attığı her noktada bizzat sahada bulunarak tayin ediyoruz. Farklı kıtalara yayılan yoğun fuar ve ticaret heyeti maratonumuzun tek bir amacı var, o da Türk makinesinin güvenilir ve esnek çözüm ortağı kimliğini tüm dünyaya tescillemek. Hem Batı'nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık kurallarına uyum sağlayan hem de Doğu'nun üretim avantajlarıyla rekabet edebilen bir ülke olduğumuzu anlatabilmek... Bu zorlu denklemde her kapıyı çalıyoruz çünkü bu devirde sadece kaliteli üretmenin yetmediğini, güven duyulan partner olduğumuzu dünyanın her yerinde göstermemiz gerektiğini biliyoruz.
KÜRESEL İŞ ORTAKLARINIZIN TÜRKİYE MAKİNE SANAYİSİNE BAKIŞINI NASIL YORUMLARSINIZ?
Küresel iş ortaklarımızın, özellikle de Avrupalı sanayicilerin bize bakışı artık yakın bir tedarikçi olmanın çok ötesine geçti. Biz Avrupa ile teknolojik ve yapısal olarak aynı imalat ekosisteminin bir parçası olduğumuzu defalarca kanıtladık. Uzun yıllara dayanan Gümrük Birliği tecrübemiz, teknik mevzuat uyumumuz ve yüksek kalite standartlarımız sayesinde aslında Avrupa ile aynı üretim evreninde nefes aldığımızı herkese anlattık. İleri sanayilerle aynı mühendislik dilini konuşuyor, aynı üretim disiplinini paylaşıyoruz. İş ortaklarımız bizi sadece bir satıcı olarak değil; hassas teknoloji paylaşımı yapabildikleri, ortak Ar-Ge süreçleri yürütebildikleri ve değer zincirinin en güvenli halkası olan stratejik bir partner olarak görüyorlar. Türkiye bugün, dünya makine sanayisinin geleceğinde söz sahibi olmuş, vazgeçilemez bir güç merkezidir.
MAKİNE İHRACATÇILARININ ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE DİKKAT ETMESİ GEREKENLER NELER OLMALI?
İhracatta artık sadece kaliteli bir makine üretip göndermek, küresel pazarda tutunmak için yeterli değil. Fiyattan daha belirleyici olan yeni nesil rekabet unsurları, artık oyunun kurallarını belirliyor. Firmalarımız; satış sonrası hizmet kalitesine, servis ağının gücüne ve her şeyden önemlisi "güvenilir teknoloji ortağı" kimliğine odaklanmalılar. Müşterilerimiz artık verimliliği koruyacak, mühendislik ve proses bilgisini de satın almak istiyor. Ancak en kritik dönüşüm alanı hiç kuşkusuz sürdürülebilirlik ekseninde yaşanıyor. Başta Avrupa Birliği olmak üzere küresel pazarlarda kalıcı olmak isteyen ihracatçılarımız, döngüsel ekonomi modeline uyumu ve AB mevzuatlarının getirdiği yeni yönetmelikleri iş süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline getirmek zorundalar. Enerji verimliliği, karbon ayak izinin düşürülmesi ve dijital izlenebilirlik gibi kriterler artık birer tercih değil, pazara giriş biletidir. Kısacası, sadece bir makine imalatçısı olarak değil; çevresel normlara tam uyum sağlayan, dijital dönüşümü tamamlamış ve yüksek mühendislik kapasitesiyle çözüm sunan bir stratejik partner vizyonuyla hareket etmeliyiz.

DÜNYADA GÜÇLENEN KORUMACI POLİTİKALARI NASIL YORUMLARSINIZ?
Dünya ticareti, doğrudan teknolojik egemenlik mücadelesinin sahası haline geldi. Özellikle ABD ve Çin arasında tırmanan gerilimin merkezinde, yarı iletkenlerden yapay zekâya kadar kritik teknolojiler üzerindeki kontrolü elde tutma gayesi yatıyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerini ciddi bir istikrarsızlığa sürüklüyor. Ülkeler artık güvenlik kaygılarını gerekçe göstererek yeni nesil gümrük ve teknoloji duvarları örüyor. Batı dünyası siber güvenlik standartları ve karbon düzenlemeleriyle kendi oyun alanını tahkim ederken, Doğu ham madde ve üretim ölçeği üzerindeki tekelleşme avantajını stratejik bir koz olarak kullanıyor. Bizim için bu durum, ticaretin güvenli ittifaklar üzerinden yeniden kurgulandığı bir dönemi işaret ediyor.
AB'NİN YENİ SERBEST TİCARET ANLAŞMALARI (STA) TÜRKİYE İÇİN NASIL BİR RİSK VEYA FIRSAT TEŞKİL EDİYOR?
AB'de ciddi bir stratejik ikilem var: Birlik üyeleri bir yandan "Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası" gibi adımlarla stratejik sektörlerde yerlilik oranını yüzde 70'e çıkarıp Çin'e karşı korumacı bir duvar örmeye çalışıyor; diğer yandan, bu korumacılığın getirdiği yüksek üretim maliyetlerini dengeleyebilmek için MERCOSUR ve Hindistan gibi pazarlarla iş birlikleri arıyor. Avrupa sanayisinin küresel rekabetçiliğini koruyabilmesi, sadece kendi içine kapanarak değil, Türkiye gibi teknik entegrasyonu tam ve maliyet yapısı avantajlı bir ortakla mümkün olabilir. AB'nin stratejik özerklik hedefi, Gümrük Birliği ortağı Türkiye'yi dışarıda bırakarak değil, aksine bizi de "Made in EU" tanımına ve değer zincirine dâhil ederek rasyonel bir zemine oturabilir. Aksi takdirde, Avrupalı üreticilerin katlanmak zorunda kalacağı yüksek girdi maliyetleri, onların küresel pazardaki inovasyon gücünü zayıflatacaktır. Amacımız, Türkiye'nin mühendislik ve üretim çevikliğini Avrupa'nın korumacı kalkanıyla birleştirerek, Türk makinesini bu yeni ticaret mimarisinin vazgeçilmez bir paydaşı yapmaktır.

YAKIN COĞRAFYAMIZDAKİ JEOPOLİTİK RİSKLER TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNE NASIL YANSIYABİLİR?
Coğrafyamızdaki jeopolitik gerilimler, küresel ticaretin rotasını ve maliyet yapısını kökten sarsıyor. Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle uzun süredir enerji tedarikinde ek maliyetlerle boğuşan Avrupa, şimdi de Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz hattındaki kilitlenmeler nedeniyle milyarlarca avroluk yeni faturalarla karşı karşıya. Çözüm sağlayacak altyapı yatırımlarının yıllar alacağı bu enerji türbülansının ortasında, sanayi mimarisinin güvenlik odaklı bir yapıya büründüğünü görüyoruz. Almanya gibi devlerin milli gelirlerinden savunma harcamalarına ayırdıkları payı hızla artırması, yatırımların odağını da değiştiriyor. Bu tablo, makine sanayimizin geleneksel üretim hatlarından, savunma ve güvenlik yatırımlarının ihtiyaç duyduğu yüksek teknoloji sistemlerine doğru stratejik bir dönüşümü zorunlu kılıyor. Türkiye, bu riskli coğrafyada hem operasyonel esnekliği hem de güvenli üretim kapasitesiyle bir "istikrar adası" olarak öne çıkıyor. Enerji ve lojistik darboğazları birer engel teşkil etse de dünyanın her yerinde güven duyulan partner olma özelliğimizi koruyoruz. Bu zorlu dönem geçtiğinde, Türkiye'nin sunduğu güvenli liman vasfının daha iyi anlaşılacağına inanıyoruz.
YENİ MAİB YÖNETİM KURULUNDA DÖRT KADIN SANAYİCİNİN YER ALIYOR OLMASI, SEKTÖRE NASIL BİR DİNAMİZM KAZANDIRACAK?
Yönetim kurulu seçimlerimizde sistem, önce sektöre değer katan şirketlerin seçilmesi, ardından o şirketlerin kendi temsilcilerini belirlemesi üzerine kuruludur. Dolayısıyla yönetim kurulumuzdaki dört kadın sanayici; oraya bir cinsiyet kotasını doldurmak ya da bir vitrin oluşturmak için değil, işlerini çok iyi yaptıkları, markalarını başarıyla yönettikleri ve bu sektöre yıllardır büyük emek verdikleri için seçildiler. Hatta listemizi tamamen bu liyakat ve başarı kriterlerine göre oluşturduktan sonra, yönetimde dört kadın sanayicinin olması süreç tamamlandığında netleşti. İşte bu yüzden yaşanan bu gelişmeyi bir makyaj veya vitrin değişikliği değil, sanayimizde taşların yerine oturduğu gerçek bir zihniyet devrimi olarak görüyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınmanın asli bir unsurudur ve makine sektörü olarak biz bu potansiyelin zaten bilincindeyiz. Türkiye bugün bilim ve mühendislik alanındaki kadın istihdamında Almanya, Fransa ve İngiltere gibi pek çok gelişmiş Avrupa ülkesinin önünde yer alıyor. Üretimde olduğu gibi yönetim kademelerinde de bu yetkinliğin kendiliğinden öne çıkması, sektörümüzün evrensel standartlara olan bağlılığının göstergesidir. Bu organik değişim, Türkiye makine sanayisinin küresel arenada sadece üretim gücüyle değil, kapsayıcı ve profesyonel kurumsal yapısıyla öne çıkmasını da sağlayacaktır.
TÜRK SANAYİCİLERİNİN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA YAKLAŞIMI İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ?
Sivil toplum kuruluşları sektörler için ortak aklın inşa edildiği ve kurumsal hafızanın korunduğu vizyoner merkezlerdir. MAİB'e ve sektör örgütlerimize gösterilen ilginin artması, sanayicimizin geleceği birlikte şekillendirme kararlılığının bir sonucudur. Biz sektörümüzün kurumsal kültürünü "Türkiye'nin Makinecileri- Turkish Machinery" markası altında dünyaya sunuyoruz. Bu birliktelik kültürünün, Türkiye makine sektörünün en büyük sermayesi olduğuna inanıyoruz. Eğer bugün tüm iş ortaklarımız tarafından "güvenilir partner" olarak anılıyorsak, bunun ancak sahadaki dayanışmamız ve her kademede sergilediğimiz ortak iradeyle mümkün olduğunu biliyoruz. Önümüzdeki dönemde Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) ve sektör derneklerimizle birlikte bu dayanışmayı daha da büyüterek, Türk makinesinin küresel değer zincirindeki konumunu kalıcı biçimde tahkim etmeye devam edeceğiz.

